Bir Mühendisin Notları

Anasayfa » Politika » DOĞU ve GÜNEYDOĞU’DAKİ ATEŞE SUYU KİM DÖKECEK?

DOĞU ve GÜNEYDOĞU’DAKİ ATEŞE SUYU KİM DÖKECEK?

admin 04 Ekim 2015 467 Kez Okunmuş Yorum Yok

tsk-kürt-sorunuCHP Diyarbakır 1. Sıra milletvekili adayı ve gazeteci Naci SAPAN, Halk Tv’de yayınlanan Medya Mahallesi programında Ayşenur ASLAN’ın bir sorusu üzerine şöyle dedi:

“Ben Diyarbakır’da geziyorum. Halkla konuşuyorum. İstedikleri tek bir şey var. Şu ateşin üzerine artık birileri su döksün. Savaş bitsin. Hayat normale dönsün.”

Naci Sapan

Naci Sapan

Ne kadar masumane ve haklı istekler öyle değil mi? Kim bu talepleri reddedebilir ya da aleyhine konuşabilir ki!

Görünürde tüm güneydoğu ve doğu insanı barış istiyor, çatışmalar ve akan kan dursun istiyor. Ne güzel…

İyi de söylemle eylem aynı mı?

7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinde Diyarbakır halkı %79 oranında HDP, %14 oranında da AKP demiş. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki diğer illerde de durum bundan farklı değil.

Bölge halkının demokratik tercihidir, kimse buna itiraz edemez. Ancak bu durum, yüksek oranda oy verilen bu partileri mercek altına almamız hakkını da bizden almaz.

Ayşenur Aslan

Ayşenur Aslan

AKP, özellikle çözüm süreci denen ihanet sürecinde PKK’nın askeri anlamda güçlenmesine izin vermiş ve çoğu il ve ilçeyi adeta cephaneliğe çevirmesine, süreç zarar görür bahanesiyle göz yummuştu. Üstüne üstlük asker ve polisimizin ülke birliği ve bütünlüğü için PKK’ya karşı yapması gereken operasyonları da, devletin değil partinin memuru haline getirilmiş valiler vasıtasıyla bilinçli olarak engellemişti.

Sürekli ad değiştiren ve Kürtleri temsil ettiği iddiasındaki parti de BDP’nin yanı sıra Halkların Demokratik Partisi (HDP) adlı yeni bir parti kurarak hedefini “Biz artık Türkiye partisi olacağız” diye belirlemişti. 2011 seçimlerinde Doğu ve Güneydoğu illerinden bağımsız seçilen ve sonrasında BDP’ye katılan milletvekillerinin çoğu da HDP’ye geçmişti. BDP, yani “Barış ve Demokrasi Partisi” ise adını “Demokratik Bölgeler Partisine (DBP)” çevirmiş ve 2013 yerel seçimlerinde HDP’den seçilen belediye başkanları da birer ikişer bu partiye katılmaya başlamıştı.

Selâhattin Demirtaş

Selâhattin Demirtaş

HDP eş genel başkanı Selahattin Demirtaş her bulunduğu ortamda barıştan, kardeşlikten, özgürlükten, demokrasiden bahsediyor, konuşmalarıyla insanları etkiliyordu. HDP gerçekten de eski şovenist tutumundan vazgeçerek, Türkiye partisi olmak için en azından çaba mı harcıyordu? Bu, çok ümit vericiydi; doğu ve batı arasında iyiden iyiye derinleşmiş bölünmeyi, ayrışmayı yok etmeye yönelik önemli bir hamleydi ve sonuna kadar desteklenmeliydi.

HDP Batı Seçmeninden Ummadığı Oranda Oy Aldı

HDP, özellikle bugüne değin düşüncelerine uygun parti bulamayan, bulsalar bile “DİĞER” kategorisinden asla kurtulamayan tabelâ partilerinin ümitsizliği, boşvermişliği ve ezikliği içindeki sol seçmenin artık dört elle sarılacağı bir umut limanı haline gelmişti. Diğer yandan uzunca bir süredir topluma AKP’den kurtulmanın tek reçetesinin HDP’nin barajı geçmesi olarak dayatılmakta, bu amaçla da Selahattin Demirtaş allanıp pullanarak halka sempatik bir barış yanlısı, kalender bir aile reisi ve ağzı laf yapan bir solcu olarak algılatılmaktaydı. Bu nedenle İstanbul Nişantaşı’nda bile HDP birinci parti çıkıyor, birçok sanatçı, yazar, gazeteci “BARIŞA HİZMET ETMEK ve AKP’DEN KURTULMAK İÇİN” HDP’ye oy vereceğini, açıklıyordu. Türkiye partisi olduğu propagandaları ve Selahattin Demirtaş’ın sol içerikli tatlı sözleriyle “Halkların Demokratik Partisi” 7 Haziran 2015 seçimlerinde Türkiye genelinde %13 oy alırken İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerin yanı sıra Bursa, Antalya, Mersin gibi batı illerinden de milletvekili çıkarmış ve yapılan propagandaların, barışa hasret Türk halkı üzerinde ne denli etkili olduğunu ispatlamıştı.

Peki, HDP Gerçekten de Barışa mı Hizmet Ediyordu?

7 Haziran 2015 tarihine kadar Oslo – Kandil – İmralı – Ankara arasında mektuplar havada uçuşur, heyetler cirit atarken, Apo “yol haritası” uzmanı bir “ombudsman” ilan edilir ve Dolmabahçe’de PKK ile “Mutabakat” imzalanırken 8 Haziran’da ne olduysa taraflar arasındaki köprüler bir anda atılıverdi. 20 Temmuz’da Suruç’ta IŞİD ile ilgisi olduğu söylenen bir canlı bombanın yol açtığı katliamda 34 genç insan öldü. Sonrasında IŞİD’le irtibatı olduğu iddiasıyla PKK 2 polis memurunu evlerinde infaz etti. Akabinde bunu bahane eden TSK, o güne kadar pek de üzerine düşmediği asli görevini hatırlayıp, bir anda Irak’taki PKK kamplarını bombalamaya başladı.

indir24 Temmuz’da terör örgütü PKK’ya yakın haber kaynaklarının geçtiği bilgiye göre, PKK’nın askeri örgütlenmesi HPG hava bombardımanları ile ilgili önemli bir “AÇIKLAMA” yapmıştı:

“24 Temmuz gecesi saat 23:00 sularında işgalci Türk ordusuna ait çok sayıda savaş uçağı, Medya Savunma Alanlarımızdan başta Behdinan bölgesi olmak üzere yoğun bir bombardımana başlamıştır.

Yapılan yoğun bombardıman aralıksız bir şekilde devam ederken, 25 Temmuz gece yarısı 01:00’den itibaren de Kandil ve Xakurkê alanlarına da yoğun bir bombardıman başlamıştır.

Yapılan bu yoğun hava bombardımanlarıyla da ateşkesin bir anlamı kalmamıştır. Gerçekleşen yoğun bombardımanların sonuçları ve bu saldırının detayları en kısa zamanda halkımız ve kamuoyuna açıklanacaktır.”

manset46938-6y828jd6mlpk42ozddv8PKK’nın kalleş ve kahpe suikastlarıyla Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusu artık kan gölüne dönmüştü. Adeta bir cinayet şebekesi gibi çalışan terör örgütü ilk kurulduğu günden bugüne hiç olmadığı kadar büyük bir kin ve nefretle askerimizi, polisimizi sivil halkı öldürüyordu.

Bir KAOS PLÂNI mı Devredeydi?

Suruç katliamı ve 2 gencecik polisin evlerinde uyurken enselerinden vurularak infaz edilmeleri üzerine “ÇÖZÜM SÜRECİ”nin buzdolabına kaldırılması, sonrasında PKK’nın sanki bu olayları bekliyormuşçasına suikastlara başlaması Türkiye’de yine kanlı iktidar oyunlarının tezgâhlandığını göstermekteydi. Birileri yine düğmeye basmıştı ve amacına ulaşmak için genç bedenlerin katledilmesinden nemalanma peşindeydi. Çünkü o birileri, iğrenç hedeflerine ulaşmanın en iyi yolunun her zaman ölüm tacirliğinden geçtiğini çok iyi biliyordu.

PKK aşağılık eylemlerine devam etmekteydi. 6 Eylül 2015’de Dağlıca’da 16 Mehmetçik uzaktan kumandalı EYP’nın patlatılması ile şehit düştü. Daha askerlerin cenazeleri kaldırılmadan 8 Eylül’de Iğdır sınır kapısında görevli 13 polis memuru aynı yöntemle şehit edildi.

Kanlı tezgâh artık rayına oturmuştu. Ortalıkta dolaşan iddialar korkunçtu. Selahattin Demirtaş ısrarla Suruç katliamı ile 2 polisin şehit edilmesinin MİT’in işi olduğunu iddia etmekteydi. Bu sav, çok da temelsiz değildi. Düşünsenize ülkenin tekrar karışmasından HDP’nin ne çıkarı olabilirdi.

705505Muhalefetin olanlar karşısındaki tepkisi daha da sertti. CHP Lideri “7 Haziran seçimlerinin ardından terör olaylarının bir anda arttı. Neden? Çünkü diyordu ki 400 vekil vereceksiniz. Vatandaş da inanmıyorum vermem dedi. O da acıyı, gözyaşını sana getireceğim, şantaja boyun eğeceksin dedi.” diyerek ortaya korkunç bir iddia getiriyordu. Kuşkusuz bu bir iddiaydı ; ancak bence araştırılması, aydınlatılması gereken önemli bir iddiaydı…

HDP Gerçekten PKK’nın Eylemlerine Karşı mıydı?

Selahattin Demirtaş yarım ağızla da olsa PKK terörünü kınıyor ve bu eylemlerin HDP’nin meşruiyet kazandırmaya çalıştığı harekete zarar verdiğini belirtiyordu. Ancak konuşmaları hiç de samimi değildi. Aslında safının PKK’nın yanı olduğunu gizlemeye çalışsa da “Ee Cizre halkı özerklik ilan etmesin de ne yapsın” gibi söylemler, kafasının ardındaki gerçek düşünceleri ele veriyordu. Selahattin Demirtaş vitrine oturtulmuş cici çocuktu. Tatlısu solcularının, MHP liderinin söylediği gibi viskilerini yudumlayan atkuyruklu, keçisakallı entellerin, liberallerin oylarını almak için podyuma çıkarılmış bir mankendi adeta…

1441221751554Selahattin Demirtaş kendisine verilen görev gereği, HDP ile PKK’nın ortaklığı olmadığını ve ajandaların farklı olduğunu iddia etmekteydi. Ancak HDP’li vekillerin eylem ve söylemleri, teröristlere verdikleri aleni destek barış maskesi takan sahtekâr Demirtaş’ı yalanlıyordu.

  • 1 Temmuz 2015 tarihinde HDP Grup Başkanvekili Pervin Buldan CNN Türk ekranlarında, HDP’yi PKK’nın siyasi acentesine benzeten MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye ateş püskürürken “PKK bir terör örgütü değildir. Özellikle Sayın Bahçeli’nin bunu bilmesi gerekir” diye konuştu.
  • 25 Eylül 2015 tarihinde meydana gelen çatışmada ölü ele geçirilen PKK’lı Özgür Akınel’in Muş’un Malazgirt ilçesine bağlı Tatargazi köyünde yapılan cenaze törenine HDP Muş Milletvekili Burcu Çelik Özkan, Malazgirt Belediye Eş Başkanları HDP ve DBP’li yöneticiler katıldı. Törende konuşma yapan ve teröristin mezarına çiçekler atan Milletvekili Burcu Çelik Özkan, “Bu zamanlar sözlerin tükendiği, cümlelerin bittiği zamanlardır. 7 Haziran’dan sonra bu halka ve Kürdistan’a yapılan savaş konseptiyle birlikte binlerce, onlarca gencimiz, yoldaşımız ve çocuklarımız katledildi. Bu mücadele sonuna kadar devam edecektir” dedi.
  • 26 Temmuz 2015’de HDP’liler, TSK’nın PKK’ya karşı başlattığı hava harekâtını protesto etmek için bir yürüyüş düzenlediler. Bu yürüyüş sırasında HDP Hakkâri milletvekili Abdullah Zeydan “PKK’yi, Kürt Halkının gücünü kimse test etmeye kalkışmasın. PKK Türkiye’yi ve Ortadoğu’yu güller bahçesine çevirmek için ortaya çıkmış bir barış ve halk hareketidir. Ve Kürt Halkının gücünü test etmek isteyenlere buradan bir çağrı yapmak istiyorum: Eğer PKK Türkiye’yi güller bahçesine çevirmek istemeseydi, PKK’nin öyle bir gücü var ki, PKK sizi tükürüğüyle boğar, tükürüğüyle…” sözleriyle HDP’lilerin Türklere, Türk Halkına, TSK’ne ve T.C’ye karşı duyduğu kini ve nefreti kusuyordu adeta…
  • Sosyal medyaya 25 Temmuz 2015’de düşen ancak Ocak 2015’de çekilen görüntüler ise ihanetin hangi boyutlara ulaştığını gösteriyordu. HDP Şırnak milletvekili Faysal Sarıyıldız, PYD’nin Suriye’den gönderdiği önemli bir miktar mühimmatı Ceylanpınar’da teslim alacak PKK’lı kuryeyi özel aracıyla teslimatın yapılacağı yere getirmiş, polis kurye ve mühimmatı teslim alacak teröristi yakalamış ancak Faysal Sarıyıldız’ı milletvekili dokunulmazlığı nedeniyle serbest bırakmak zorunda kalmıştı. Aynı Sarıyıldız’ın Silopi’de tüm Türkiye’yi yasa boğan ve 4 polisimizin şehit olmasıyla sonuçlanan kahpe pusunun sonrasında güvenlik güçlerinin operasyonlarında yaralanan “Tekoşer” kod adlı terörist T.Ş’yi kendi özel aracıyla Cizre Devlet Hastanesi’ne getirdiği, hastane kameralarına yansımıştı.
  • 25 Ağustos 2015’de Ağrı’nın Eleşkirt ilçesinde ilçe emniyet müdürlüğü ekiplerinin yol kontrolleri sırasında HDP Eleşkirt İlçe Başkanı Engin Dursun, PKK terör örgütüne teslim edilmek üzere 2 kişiyi dağa götürürken yakalandı.
  • 28 Ağustos 2015’de Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi’nin çıkışında iki polisin şehit olmasıyla sonuçlanan silahlı eylemi organize ettiği iddiasıyla HDP Eyyubiye İlçe Başkanı Hasan Durbin hakkında arama kararı çıkartıldı.
  • Kars’ta terör örgütü PKK militanlarına gıda ve ihtiyaç malzemesi götürüldüğü ihbarını alan emniyet güçleri, 3 aracı durdurdu. Araçlarda yer alan HDP Kars Milletvekili Şafak Özanli ve beraberindeki 8 kişi gözaltına alındı.
  • HDP Milletvekili İbrahim Ayhan, Tunceli’de öldürülen PKK elebaşı Baran Dersim için, “Önünde saygıyla eğiliyoruz” yazdı.
  • HDP Milletvekili Burcu Çelik Özkan korucuları tehdit ederek, “Defolup gideceksiniz. Bize uzattığınız o keleşi size çevirmesini çok iyi biliyoruz” dedi.
  • HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, “Biz sırtımızı Rojava’ya, Kobani’ye, IŞİD vahşetine karşı direnen halklara, insanlık mücadelesi yürüten YPG-YPJ’ye ve PYD’ye dayıyoruz. Bunu söylemekte hiçbir sakınca görmüyoruz” dedi.
  • HDP Van Milletvekili Tuba Hezer ve beraberindeki HDP ve DBP’liler, PKK’lı terörist Sıdıka Yıldız’ın cenaze törenine katılarak tabutuna omuz verdi. Terörist Ali Baybariz’in cenazesine ise HDP Şanlıurfa Milletvekili Ziya Çalışkan da katıldı.
  • HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, güvenlik görevlileriyle girdiği çatışmada öldürülen PKK’lı teröristin ailesine taziye ziyaretinde bulundu. Muş’un Varto ilçesinde öldürülen teröristlerin ailelerini ziyaret eden Yüksekdağ ve beraberindekiler, 10 Ağustos’ta güvenlik güçleri ile girdiği çatışmada öldürülen kadın teröristin vurulduğu yere eşarplarını bıraktı.

sanliurfada_iki_polis_sehit_h13197Son günlerde yayınlanan haberleri kabaca taradığımızda ortaya çıkan durum böyle ve daha ayrıntılı bir incelemede HDP’li milletvekili ve parti yöneticilerinin PKK’lı teröristlerle iç içe olduğu kanıtlayan daha birçok olayı listelemek mümkün.

Sonuç : HDP = PKK

Tüm bu olanlar kamuoyunun gözleri önünde gerçekleşmekte olup işin acı yanı HDP’li vekillerin ihanetlerini fütursuzca ve hiç saklanma, gizlenme gereği duymaksızın yapmaları ve Selahattin Demirtaş’ın söylemlerinin aksine, PKK’ya aleni destek vermeleri…

Bu değerlendirmeler ışığında şöyle bir sonuca varmak yanlış olmamalı:

Selahattin Demirtaş solculuk sosuna bulanmış “barış, kardeşlik” mesajlarıyla istediği kadar asıl kimliğini perdelemeye çalışsın, HDP, PKK’ya tam destek veren ve gerçekte PKK’nın ta kendisi olan bir partiydi. Yani çıplak gerçek şuydu; aslında TBMM’deki sözde milletvekilleri, dokunulmazlık zırhına bürünmüş PKK’lı hain canilerin bizatihi kendileriydi.

HDPKK’nın Asıl Amacı Ne?

Amaçları çok açık değil mi? Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusundan belli bir bölgeyi kopartarak Suriye ve Irak’taki diğer Kürt kantonlarla birleşip (İran’da PJAK da bu amaçla çalışmaktadır; ancak İran bir “devlet” olduğu için bu hainlere göz açtırmamaktadır.) Birleşik Kürdistan Cumhuriyetini kurmak…

Bu arada, BDP’nin adını “Demokratik Bölgeler Partisi” olarak değiştirmesi ve yerel yöneticilerin sessiz sedasız bu partiye katılmaları es geçilecek, önemsenmeyecek, dikkate alınmayacak bir olay değildir. DBP, Cizre’de provasını yaptığı şekilde elindeki tüm belediyeleri tıpkı Suriye’nin kuzeyindeki kantonlara benzer şekilde “Özerk Yönetim Bölgeleri”ne çevirmek istemektedir. “Öz Yönetim” ilanlarının amacı budur. Kafalarındaki plan, becerebilirlerse ilerde bu kantonları birleştirerek nihaî hedef olan Kürdistan’ı hayata geçirmektir.

490-254Yani HDP’nin Türkiye’ye barış getireceği falan yoktur. HDP ve PKK birbirinden bağımsız ve ayrı hedefleri olan yapılar değildir. İyi polis, kötü polis şovları, barış, kardeşlik masalları kandırmacadan ibarettir. Türkiye Partisi oldukları, sol Dünya görüşü temelli politikaları esas aldıkları iddiası da gerçekte kuruluş felsefelerine aykırıdır. HDP SINIFSAL DEĞİL ETNİK BİR TEMELE DAYALI SİYASETİ BENİMSEMİŞ ŞOVENİST BİR PARTİDİR. Dolayısıyla HDP’den “SOLCU” olmasını beklemek, Kürt kafatasçılığı yaparken Türkiye Partisi olmasını ummak abesle iştigaldir. Bugünkü adı HDP olan Kürtçü parti son 20 yılda Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nde feodalizmi ortadan kaldırmaya yönelik en ufak bir çaba sarfetmez, aksine bundan yararlanmayı düşünürken nasıl solcu olabilir ki?

Kürt Sorunu ABD Tarafından Yaratılmış Sun’i Bir Sorundur

Aslında Doğu ve Güneydoğu’da sun’i olarak yaratılmış bir Kürt sorunu vardır. Bakınız Recai Kutan bir söyleşide ne diyor:

“1965 yılında GAP Bölgesindeyken Diyarbakır’a 2685 tane ABD Barış Gönüllüsü geldi. Savaş olmayan yerde barış gönüllüsü ne yapar diye düşündüm. 2 yıl Diyarbakır’da kaldıktan sonra bölgeden ayrıldılar. 1969 yılında PKK, kurulduğunu açıkladı. 1974 yılında da silahlı eylemlere başladı. Anladık ki, 1965 – 1967 yılları arasında ‘ABD Barış Gönüllüleri’ o bölge halkını nasıl ayrıştırırız diye araştırmışlar…”

HDP; kendi çıkarları doğrultusunda Ortadoğu’yu şekillendirme çabasındaki ABD’nin bu amaçla sun’i bir dil, tarih, ırk ve medeniyet yaratarak oluşturduğu KÜRT HALKI argümanını, “kutuplaşma, bölünme, ayrışma” hedefine ulaşmada bir silaha dönüştüren hain politikanın işbirlikçisi, PKK da tetikçisidir.

 

kurt-sorunu-yok-turk-ve-vatana-ihanet-sorunu-varHDP ve PKK kandan, savaş ortamından, gerilimden ve kutuplaşmadan beslenen, böyle ortamlarda semirip palazlanan yapılanmalardır ve hiçbir zaman çatışmaların bitmesinden, barış ikliminin hâkim olmasından yana olamazlar. Bunun en önemli kanıtı, “ÇÖZÜM SÜRECİ” denen garabet boyunca PKK’nın, bu süreci barışa hizmet edecek eylemlerle değil silah ve mühimmat depolamakla geçirmesidir. Bu hıyanet, PKK ve HDP’nin asla soruna bir çözüm bulunmasını istemediklerinin, barışa inanmadıklarının  göstergesidir. Düşünün; barışın hüküm sürdüğü bir bölgede HDP gibi ırkçı bir partiyle, PKK gibi kanlı bir terör örgütüne kim, neden ihtiyaç duysun? Ancak düşmanlık duygularının devamlı surette canlı tutulduğu puslu ortamlarda böyle yapılanmalar her zaman hayatiyet bulabilirler ve onlar da asıl patronlarının kirli amaçlarına hizmet ederken kendi ceplerini rahatlıkla doldurabilir, siyasette yer edinebilirler…

O zaman sorulacak soru şudur: Ona semirip gelişebileceği en verimli ortamı, süreğenlik kazanmış bir çatışma ve gerilim iklimi sunarken HDP ve PKK terörün bitmesini neden istesin ki?

Emperyalistlere sığınan "solcu" parti eşbaşkanı(?!)

Emperyalistlere sığınan “solcu” parti eşbaşkanı(?!)

Eğer 7 Haziran 2015 seçimlerinde beklediğini bulamayan AKP ile Başkanlık hayallerini bir başka bahara erteleyen Sayın Cumhurbaşkanı, Selahattin Demirtaş’ın iddialarına göre tüm bu kirli tezgâhın hazırlayıcısı, planlayıcısı ve pis işlerini gördürdüğü MİT vasıtasıyla uygulayıcısı olsa bile, PKK’nın büyük bir zevkle yaptığı kan tüccarlığının, Kürt sorununu meşru zemine taşıma anlamında oldukça fazla yol kat eden HDP’nin binbir emekle bugünlere getirdiği mücadeleye ne kadar fazla zarar verdiğini görmemesi mümkün mü? PKK, süreci olumsuz etkilediğini bile bile 90’lı yıllardaki gibi askerimizi, polisimizi kalleş pusular kurup öldürmeyi neden sürdürüyor ki?

Yani PKK’nın, Kürtlerin bugüne kadar verdiği mücadele sonunda elde ettiği kazanımların, kendi iddialarına göre, 7 Haziran sonrası bir kumpasa kurban gittiğini bile bile kaybedilmesini pek de umursamadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Meclise 80 milletvekili sokarak Türkiye genelinde büyük bir başarı elde etmiş HDP’nin meşru zeminde vereceği mücadeleyi kanlı cinayetlerle sekteye uğratmasının ne gibi bir amacı olabilir?  İşte asıl sorulması gereken soru budur ve tüm veriler bir araya geldiğinde akla gelen en makûl yanıt, HDP ve PKK’nın AKP ile gizli bir işbirliği içinde olmasıdır.

Yani, PKK ve HDP Başkanlık mücadelesi için mi bu kanı döküyor? Bu bir muamma, bir iddia, bir bilinmezdir ve asıl bu soruların araştırılması, incelenmesi ve aydınlatılması gerekmiyor mu?

Biz spekülatif faraziyeleri bir kenara bırakıp yine gerçeklere dönelim. AKP ve HDPKK hakkında somut veriler ışığında bunca analiz yaptıktan sonra sorunun ana kaynağı bu iki partiye Doğu ve Güneydoğu insanının ne kadar iltifat ettiğine bakalım:

Diyarbakır : HDP %79; AKP %14; İki parti toplamı %93

Muş            : HDP %71; AKP %24; İki parti toplamı %95

Batman      : HDP %73; AKP %18; İki parti toplamı %91

Şırnak        : HDP %85; AKP %9  ; İki parti toplamı %94

Hakkâri      : HDP %86; AKP %9  ; İki parti toplamı %95

Van             : HDP %75; AKP %19; İki parti toplamı %94

Adıyaman  : HDP %58; AKP %23; İki parti toplamı %81

Şanlıurfa     : HDP %38; AKP %47; İki parti toplamı %85

Siirt              : HDP %66; AKP %28; İki parti toplamı %94

Bitlis            : HDP %60; AKP %31; İki parti toplamı %91

 

teror.10Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki diğer illerde de durum pek farklı değil. Görünen o ki, yöre insanı HDP’yi buralarda çok beğeniyor, politikalarını benimsiyor ve ezici bir üstünlükle çoğu ilde birinci parti yapıyor. AKP de bölge halkı tarafından tercih edilen ikinci parti konumunda.

O halde yazımızın başına, Naci Sapan’ın sözlerine dönelim.

Ne diyordu Naci Sapan: “Ben Diyarbakır’da geziyorum. Halkla konuşuyorum. İstedikleri tek bir şey var. Şu ateşin üzerine artık birileri su döksün. Savaş bitsin. Hayat normale dönsün.”

İşte tam bu noktada artık şu değerlendirmeyi yapmamız gerekiyor:

Sevgili Kürt kökenli vatandaşım, sen ateşin üstüne birileri su döksün, çatışmalar bitsin, huzur ve barış ortamı gelsin istiyorsun da, bu isteklerini kimin gerçekleştirmesini umuyorsun? Verdiğin oylara bakılırsa AKP ve HDP’nin. Sen sorunun yaratıcısı ve körükleyicisi 2 partiye sırf etnik kimlik yaklaşımıyla ve küçük kişisel çıkarların uğruna %90 ortalama ile oy verirsen suyu Marslıların mı dökmesini bekliyorsun?

Hem cinayet şebekesine ve onun azmettiricisine %90 oy vereceksin, hem de barış isteyeceksin. Hem memleketi silah deposu haline getiren katillerle işbirliği yapacaksın, askerlerimiz vurulduğunda zılgıt çekip sevineceksin, hem de tek bir Türk Bayrağı olmayan sözde “Barış Mitingleri”nde “savaşa hayır, akan kan dursun” riyakârlığında yalandan sızlanacaksın.

Kararını ver Kürt kardeşim, aklı selim ile düşün ve kararını ver. Bölünüp ayrılıp ABD’nin kucağında, en zifir Ortaçağ karanlığında köleleşmiş bir Ortadoğu ülkesi mi olmak istiyorsun, yoksa Atatürk devrimlerinin ışığıyla aydınlanmış çağdaş bir Avrupa ülkesi mi?

Kürt kökenli vatandaşlardan bu soruların yanıtlarını bekliyorum…

 

Uğur GÖRGÜLÜ

04 Ekim 2015 – Antalya

 

Twitterda PaylaşBu Yazıyı Twitter'da Paylaş Facebookda PaylaşBu Yazıyı Facebook'da Paylaş

Bir Cevap Yazın

  • Kullanıcı Girişi

    Kullanıcı Girişi
  • Bumerang

    Bumerang - Yazarkafe
  • @akilakaydin

  • Anlık Ziyaretçi Sayımız


    Yandex.Metrica
  • Arşiv