Bir Mühendisin Notları

Anasayfa » Mühendislik » ÜNİVERSAL EĞİTİM

ÜNİVERSAL EĞİTİM

admin 10 Kasım 2014 710 Kez Okunmuş Yorum Yok

untitledTeorik olarak mühendislik eğitimi veren üniversitelerimizin müfredat programı, dünyanın diğer ülkelerindeki mühendislik eğitimi programlarıyla üç aşağı beş yukarı paralellik arz eder; yani, genel bir yaklaşım olarak söylüyorum; Türk mühendislik öğrencisi, kendisine aktarılan bilgiler anlamında Avrupalı ya da Amerikalı öğrencilerden hiç de geride değildir. Ben İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu olduğum için iyi biliyorum, okul yıllarında öğrendiğim matematik, fizik o denli yerleşmiş ve kökleşmişti ki, bugün bile hâlâ lise öğrencilerine ders verebilecek kadar yeterli olduğumu hissederim. Hele o adı beynimize kazınmış Timoshenko’nun Mühendislik Mekaniği  kitabında çözemediğim tek bir problem kalmadığı düşünülürse rahmetli hocamız Vural Cinemre’nin (Vektör Vural) bizleri nasıl yetiştirdiği konusunda sanırım bir fikir sahibi olabilirsiniz.

FKB dersleri neyse de, mesleki derslere baktığımızda, üç katlı integraller, diferansiyel denklemler, abaklar, bir karatahtayı dolduran formüllerin iç karartıcı teorik dünyasındaki mühendislik öğrencisinin her taşı kaldırdığında karşısına çıkan bir nesne vardır: “Bir Çubuk”! Benim dönemim mezunları çok iyi anımsayacaklardır; “Cisimlerin Yapısı ve Özellikleri, Yapı Malzemesi, Mekanik Mukavemet, Mekanik Statik” gibi meslekî derslerin çoğu, bizlerin “Bir Çubuk” üzerine kurduğu fantazilerle geçmiştir. Zavallı çubukçuk! Başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir inanın. Eğilmesinden mi bahsetsem, bükülmesinden mi; burulmasından mı söz etsem burkulmasından mı! Hiçbir zaman bu çubuğun ne olduğunu, ne işe yaradığını anlayamadık! Gerilmelerini hesapladık, normal kuvvetlerini bulduk, momentini aldık hatta harika Mohr Daireleri çizdik de bunları nerede kullanacağımızı bir türlü öğrenemedik gitti!

untitled-1Aslında Yapı Statiği derslerinde “Bir Çubuk”a yapılan engizisyon işkencelerinin nerede işe yarayacağını az çok anlamamızı sağlayacak yöntemler, hiperstatik sistem çözümleri öğretilmedi değil. Ancak karşınıza belki de 100 yılda bir çıkabilecek karmaşıklıktaki ütopik sistem çözümleri içinde kaybolan biz zavallı öğrenciler, hayatları boyunca binlerce kez karşılaşacakları basit ve sıradan bir sistem çözümüyle asla muhatap olamadıklarından olacak, hiçbir zaman “ne yaptıklarının farkında olamadılar”; ve bu nedenle gerçekte öğrenmeleri gereken asıl konuyu hiç öğrenemeden, bir daha neredeyse hiç rastlayamayacakları garip sistemlerin ayrıntıları arasında boğulup gittiler…

İşte benim üstünde ısrarla durmak istediğim konu bu: Ne hesapladığını bilmeyen mühendisler… Gerçekte böyle bir garabetin çözümü çok kolay olmakla birlikte, benim dönemimde ancak o konuya özel bir ilgi gösterenler, bitirme ödevini betonarme kürsüsünden alanlar, odalarının önünde asistanların, hocaların boş vakitlerini gözetleyen meraklı birkaç öğrenci haricinde kimse beş katlı basit bir binanın statik-betonarme hesabını yapabilecek donanımda üniversiteden mezun olamazdı, işte acı gerçek!

imagesOUULIIL6Teoride, üniversitelerimizin adlarına uygun olarak üniversal eğitim vermelerinden daha doğal bir yaklaşım olamaz. Ancak ülkemizde hemen her uygulamada görülen kangrenleşmiş sorun şudur: Hatalı, yanlış ya da eksik olduğu hissedilen bazı yerleşik alışkanlıklarda daha iyiyi hedefleyen ve gerçek amacı aslında son derece olumlu olan değişimlere gidilmesi ve bu anlamda Avrupalı, Amerikalı eşdeğerleri örnek alınarak yasal düzenlemeler yapılması son derece yapıcı ve makûl politikalar gibi görünmekle birlikte, Türkiye, genel sosyoekonomik ve sosyokültürel altyapısı bağlamında bu değişimlere tam anlamıyla hazırlanmadığı için, uygulama alanına sokulan yenilikler insanımızın yararına değil de sanki onların hayatını daha da zorlaştırmaya yönelikmiş gibi bir izlenim verirler.

imagesFVQJ22KYBuna en somut örnek, Sosyal Güvenlik Yasasında yapılan ve emeklilik yaşını kademeli olarak arttıran düzenlemedir. Teoride son derece doğru olan bu yasa belki, daha doğduğu günden itibaren yaşamı, hükümetler değişse bile devletin toplumsal hayatı düzenleyen ve asla değiştirilmeyen yasaları ile garanti altına alınmış, plânlanmış bir bireyin yaşadığı, insan yaşamının daha doğrusu canlı yaşamının herşeyin önünde tutulduğu, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla yerleşiklik kazandığı ülkelerde son derece olumlu bir düzenleme olarak toplumun bütün kesimleri tarafından memnuniyetle karşılanır ve kabul edilebilir.

Ancak, daha hastanelerindeki kuyrukları azaltılmamış, sosyal güvenlik kurumu her gelen yeni hükümetin kendi dünya görüşü doğrultusunda çıkardığı yasalarla  yaz boz tahtasına dönüştürülmüş, emekli maaşlarının öldürmeyen ama süründüren düzeylerde olduğu, işsizliğin kol gezdiği bir ülkede siz İsveç’e özgü bir emeklilik yaşı düzenlemesini dayatırsanız, o zaman yerel düzeydeki bozukluklar, üniversal düzeydeki düzenlemeden beklenen faydaları neredeyse “yok hükmüne” getirir. Siz istediğiniz kadar erken emekliliğin ülke bütçesine getirdiği korkunç yükten bahsedin, istediğiniz kadar ileri ülkelerdeki uygulamalardan örnekler verin, 2-3 yıl sonra emekli olup, alacağı komik emekli maaşının hayaliyle yaşayan biri için bu yasanın tek anlamı vardır: “Hükümet benim iki kuruşluk emekli maaşıma göz dikti. Mezarda emeklilik istemiyoruz!”. Böyle bir kanun ile birlikte işsizlik ve istihdam sorunlarına eşzamanlı çözümler bulamadığınız sürece, 10 genel idari hizmetli alımı için 1500 başvurunun yapıldığı ülkemde kapının önündeki işsiz yığınları gören 45 yaşındaki bir adamın emekli olana kadar ne denli stresli bir süreç geçireceğini de hesaplamanız gerekmektedir.

Yaklaşık 17 yıllık uzun ve meşakkatli bir öğrenim süreci sonunda mezun olan mühendislerin, bırakın kendi dallarında, herhangi bir iş kolunda istihdam edilmelerinin bile çok zor olduğu ülkemizde, lise ya da ilköğrenim mezunlarının iş bulmada yaşayacakları sıkıntıları bir düşünün. Dahası, milyonlarca işsiz kapılarının önünde sırada beklerken patronların ne denli pervasızlaşacağını bir hayal edin. 52 yaşına geldiği halde yeni yasa yüzünden daha emekliliğine 5 yıl kalan birinin işini kaybetmemek için nelere katlanacağını, ne gibi ödünler vermek zorunda olduğunu bir tahayyül edin. En korkuncu, böyle birinin işten atıldığını ve bu yaşta yeni bir iş bulmasının ne kadar zor olduğunu, yeni iş bulamadığı için de emekli olamadığını aklınıza bir getirin..!

imagesHer an bu olasılıklarla yüz yüze olan bir çalışanın, ülkesinin “yüksek menfaatlerini” dikkate alarak, başına gelebilecekleri sineye çekmesi sizce mümkün müdür?

İşte böyle bir ülkede mühendislik öğrencilerine “üniversal eğitim” vererek onların Avrupalı ve Amerikalı meslektaşlarından geride kalmamalarını sağlamak isteyebilirsiniz, ancak bu iyi niyetli amaç yüzünden mühendislik fakültelerinden mezun olduğunda kendisine en büyük inşaat firmalarının genel müdürlük makamından aşağısını lâyık görmeyen binlerce “MÜHENDİS”, girdikleri ilk işte önlerine konan “Bayındırlık Bakanlığı Birim Fiyatlarına, keşif cetvellerine” boş ve anlamsız gözlerle baktıklarında, “Şu hakedişleri bir inceleyin” talimatının acımasızlığında ezildiklerinde ne yazık ki acı gerçeği bir anda idrak ederler ve işte o anda,  üniversitede harcadıkları 4 uzun yılın, yani “Üniversal Eğitimin”, kendilerine iş bulmalarını sağlayacak, dahası para kazandıracak öyle çok bir katkısının olmadığını anlarlar.

Uğur GÖRGÜLÜ

10 Kasım 2014 – Ceyhan

Twitterda PaylaşBu Yazıyı Twitter'da Paylaş Facebookda PaylaşBu Yazıyı Facebook'da Paylaş

Bir Cevap Yazın

  • Kullanıcı Girişi

    Kullanıcı Girişi
  • Bumerang

    Bumerang - Yazarkafe
  • @akilakaydin

  • Anlık Ziyaretçi Sayımız


    Yandex.Metrica
  • Arşiv